Amina Arğın Töletaykızı, kopuz icracısı, öğretmen ve Kopuz ile Dombıra gibi Kazak sazlarının sesini araştıran bir bilim insanıdır. Astana’daki Küleş Bayseyitova Kazak Ulusal Sanat Üniversitesi’nin “Kopuz” Bölümü’nde kıdemli öğretim üyesi olarak görev yapmakta, aynı üniversitenin “Müzikoloji” Bölümü’nde ise doktora eğitimini sürdürmektedir. Bilimsel uğraşlarının temel rotası, kopuz sesi, onun akustik özellikleri ve bu sesin insanlar tarafından algılanışıdır. İcra pratiği ile bilimsel araştırmayı birbirini tamamlayan ve ayrı düşünülemez iki yol olarak görmekte; bu sebeple yalnızca sahnede sanat icra etmekle kalmayıp, kopuzun doğasını ilmî açıdan irdeleyerek onun gizemlerine daha derinden nüfuz etmeye gayret etmektedir.
Kopuz, kadim sazların en eskilerinden biridir. İki telli, yaylı bir çalgıdır. Teknesi bütün bir ağaçtan oyularak yapılır; alt kısmı deve derisiyle kaplanır, teli ve yayı ise at kılından çekilir. Bu hususî yapısı ve malzemeleri, kopuza hiçbir saza benzemeyen eşsiz bir ses verir. Kopuzun kökeni, Türk dünyasının ulu şahsiyeti Korkut Ata ile sıkı sıkıya bağlıdır. Rivayete göre Korkut Ata, kopuzu ilk defa yapmış ve onun ilk ezgilerini vücuda getirmiştir. Onun nağmeleri ve makamları günümüze dek ulaşmış, hâlâ icra edilmektedir. Asırlar boyunca kopuz, yalnızca bir müzik aleti değil, halkın manevî hayatının ayrılmaz bir parçası olmuş; arifler, ozanlar, kamlar ve baksılar tarafından meclislerde genişçe kullanılmıştır. XIX. asırda büyük kopuz sanatçısı Ikılas Dükenulı, kopuz sanatına yeni bir soluk getirmiş; onun bestelediği eserler, kopuzun ifade imkânlarını her yönüyle ortaya koymuş ve bugünkü geleneksel kopuz repertuarının temelini oluşturmuştur. XX. yüzyılda ise orkestral toplu icranın yaygınlaşmasıyla kopuzun üç ve dört telli gibi yeni türleri ortaya çıkmıştır. Ne var ki, Kazakların özgün iki telli kopuzu, geleneksel yorumculuğun esas örneği olmayı sürdürmektedir.
Amina Arğın kopuz sesini araştırmaya tesadüfen başlamamıştır. Kendisi iki telli (kıl kopuz), üç telli ve dört telli (çelik telli) kopuzlarla icra yapmaktadır. Dünyanın birçok ülkesinde turnelerdeyken ilginç bir hâl fark etmiştir: Konserlerin ardından yabancı izleyicilerin en büyük merakı hep kopuza yönelmiş, “Bu ne tür bir saz?”, “Sesi ne olağanüstü!”, “Sanki konuşuyor gibi” diyerek hayranlıklarını ifade etmişlerdir. Bu sorular onu derin düşüncelere sevk etmiş ve farklı milletlerden insanların kopuz sesini neden böyle algıladığının bilimsel cevabını aramaya karar vermiştir.
Kopuzun sesi hiçbir enstrümana benzemez. Ses dokusu, yalnızca ezgisel güzelliğiyle değil; iç derinliği, tını zenginliği ve insan ruhuna tesir eden gücüyle de farklılaşır. Bu özellik, öncelikle sazın yapısına, kullanılan malzemeye, tellerine, tekne biçimine ve asırlar boyu biçimlenmiş icra geleneğine doğrudan bağlıdır. Kopuz sesleri düz ve yeknesak değildir; aksine titreşim, tınısal bileşenleri ve temel sesle birlikte duyulan yardımcı titreşimler olan pek çok armonik sesle doludur. İşte bu armonik sesler, kopuz sesini kalın, katmanlı, geniş, derin, diri ve lahuti kılar. Dolayısıyla kopuzun sesi, tek bir notadan ibaret değil; birkaç ses katmanının iç içe geçmesiyle oluşan karmaşık bir olgudur. Kopuz sesindeki doğal tınısal unsurları da onun ayırt edici vasıflarını artırır. Kazak dünya görüşünde “koñır ses” kavramının özel bir yeri vardır; bu, ne çok gür, ne çok keskin ne de fazla tiz olan, sanki göğüsten geliyormuş gibi duran, yumuşak, ılık, hoş ve mânâ dolu bir sestir. Kopuz, işte bu koñır sesin en bariz tezahürlerinden biridir. Onun sesi insanı hemen cezbedip kendine bağlar, nağmesiyle tutar, düşündürür ve kalbe yakın gelir. İşte bütün bu hasletler kopuzu diğer sazlardan ayırarak Kazak kültüründeki yerini eşsiz bir yüksekliğe taşır.
Kopuz sesinin insan sesine benzediği yalın edebî bir benzetme değildir. Kazak edebiyatında, destanlarda “kopuz konuştu”, “kopuz seslendi”, “kopuz inledi” gibi ifadelere sıkça rastlanır. Halk arasında, kopuzcuların hiç söz söylemeden kopuzu konuşturup hikâyesini veya düşüncesini sesler aracılığıyla anlattıklarına, hatta ağızlarıyla kopuz çaldıklarına dair nice ilginç rivayetler yaşar. Bu rivayetler, Amina’nın araştırmasına temel olmuştur. Halk arasında yerleşmiş “kopuz konuşur” anlayışını yalnızca edebî bir imge olarak değil, işitsel açıdan da sorgulamak için kopuz sesini insan sesiyle karşılaştırarak modern bilgisayar analizleri yapmıştır. Sonuçta kopuz sesiyle insan sesi arasında belli benzerlikler bulunduğu görülmüştür. Kopuzun bazı tınıları, Kazakçadaki konuşma seslerini, özellikle ünlülerin açık, boğuk, derin veya uzatmalı duyuluşunu andırmakta; kimi yerlerde sesinde burundan geliyormuş gibi yumuşak bir renk sezilmektedir. İnsanların kopuz sesini insan sesine yakın algılamasının sebebi belki de budur.
Bilimsel açıdan kopuzda sesin yalnızca sadece telin titreşiminden doğduğunu söylemek uygun değildir. Telin kesindisi ilk titreşimi başlatsa da, bu titreşim sazın diğer parçalarına yayılır ve her biri sesin biçimlenmesine kendi katkısını sunar. Tekne sesi genişletir; deri ona ayrı bir yumuşaklık ve mat renk verir. Yayın tele dokunuşu da sesin karakterini değiştirir: kimi zaman ses ağır ağır açılır, kimi zaman koyulaşır, kimi zaman hafif pürüzlü bir hal alır. Bu açıdan kopuza, birbirinden ayrı parçaların birleşimi olarak değil, bütüncül bir organizma gibi bakmak daha doğrudur. Onun sesi, tel, tekne, deri, yay ve icracının el hareketi bir anda etkileşime girdiğinde tam anlamıyla açığa çıkar. Bu yüzden kopuz sesi herhangi bir kalıba sığdırılamaz. Bir icracıda yumuşak duyulurken, bir başkasında daha keskin çıkabilir; bir eserde ses engin bir nitelik kazanırken, başka bir yapıtta çok daha aydınlık işitilir. Araştırma sırasında ilginç durumlarla da karşılaşılmıştır: Kopuz sesi o denli karmaşıktır ki, kimi zaman modern bilgisayar programları bile onu tam ve doğru biçimde çözümleyemeyip sapmaya uğrar. Bu, kopuzun sesinin ne kadar girift olduğunu gösterir. Bu da her şeyin modern bilim ve modern bilimin araçlarıyla açıklanamamasının bir göstergesidir.
Amina Arğın, araştırmalarında ileri bilimsel araştırma merkezlerinde kullanılan dijital teknolojilerden faydalanmakta, sesi analiz edip görüntüleme olanağı sunan çağdaş yöntemleri kullanmaktadır. Bu doğrultudaki uğraşlarının bir kısmını Azerbaycan Cumhuriyeti’nde, Üzeyir Hacıbeyli adlı Bakü Müzik Akademisi’nin özel akustik odasında gerçekleştirmiştir. Çalışma, akademi bünyesindeki “Azerbaycan Profesyonel Sözlü Geleneksel Müziğini Araştırma ve Yeni Yönelimleri: Organoloji ve Akustik” laboratuvarının bilimsel olanaklarına dayanarak; sanat doktoru İmina Aliyeva’nın yönetiminde ve Azerbaycan’daki meslektaşlarıyla bilimsel iş birliği çerçevesinde yürütülmüştür.
Araştırma sürecinde onları en derinden hayrete düşüren şey, halkın asırlar boyu sakladığı pek çok kavrayış ve rivayetin, bilimsel incelemeler sırasında dayanak bulmaya başlaması olmuştur. Eskiden yalnızca halk irfanı veya manevî miras olarak görülen bazı olguların ardında gerçek bilimsel yasaların yattığı fark edilmiştir. Bu, büyük bir keşif olmuştur; zira bilimle gelenek birbirine karşıt değil, tam aksine birbirini tamamlamakta ve halk hikmetinin derin anlamını ortaya sermektedir.
Sesin belli başlı nitelikleri ölçülebilir, ancak güzellik ölçülemez. Çünkü o, insanın duygusu ve algısına bağlıdır. Sazın yapım malzemesi sesini elbette etkiler; kopuz sesinin oluşumunda ağacın kalitesi, deri, at kılından yapılan tel ve yay, ayrıca ustanın yapım tekniği bütünüyle tesirlidir. Bu yüzden dış görünüşü aynı olan iki kopuzun sesi asla birbirinin aynı olmaz. Ayrıca bir kopuz, farklı icracıların elinde farklı tınlayabilir; kopuz, icracının maharetine karşı son derece hassas bir sazdır. Bir sanatçı ondan yumuşak ve narin sesler çıkarırken, bir başkası güçlü ve dramatik yoğunlukta bir tını elde edebilir.
Amina Arğın’a göre bu tür araştırmaların en büyük yararı, kopuzun doğal sesini daha derinden anlamaya yardımcı olmasıdır. Günümüzde sazı yenileme, sahneye uyarlama ve sesini yükseltme gibi eğilimler var; fakat bütün bu değişimler içinde kopuzun kendine özgü koñır, doğal, kadim sesini yitirmemek son derece önemlidir. Müzisyenler için bu araştırmalar, icra sırasında sesin nasıl biçimlendiğini, hangi yöntemlerin tınıya özel bir renk kattığını kavrama imkânı sunar. Yani icracı, yalnızca notayı doğru çalmakla kalmaz; kopuzun doğasına uygun bir ses çıkarmaya çalışır. Saz yapım ustaları içinse bu çalışmalar, ağacın, derinin, telin, teknenin ve yayın sese nasıl tesir ettiğini daha net anlamaya yardımcı olur. Bu da ustaya, sazı yalnızca dış görünüşüne göre değil, ses varlığına göre yapma yolu açar.
Amina Arğın, kopuz araştırmalarının geleceğini henüz hız kazanmakta olan bir alan olarak tasavvur etmektedir. Kopuz, yalnızca kadim bir saz değil, manevi aleme alıp götüren kutlu tınıdır. Onun tarihi, icra geleneği, ses doğası, yapım tekniği ve hatta insan üzerindeki tesiri ayrı ayrı ele alınması gerekmektedir. Kopuz sesini hiç duymamış insanlara ise şunu söylemek istiyor Amina Arğın: “Onlara kopuz sesini mutlaka dinlemeleri gerektiğini söylüyorum. Dünyada gözle görülen yedi harika varsa, bence kulakla dinlenen harikalardan biri de kopuzun sesidir!”


